EDİRNE’NİN KÜLTÜR YAŞAMINDA “RAMAZAN”
İslam dininin kutsal ayı Ramazan, oruç tutmanın farz olduğu ay olarak tanımlanmaktadır. Müslümanlar için ibadet, rahmet, sabır ve bereket ayı olarak kabul edilmekte olup toplumlar tarafından her yıl büyük bir coşku ve heyecanla karşılanmaktadır.
1900’lü yıllarda Edirne’de Ramazan Müslüman halk için Eski Camii, Üç Şerefeli ve Selimiye Camilerinde gündüz hafızların dini öğütler verdiği sohbetler ve Kur’an okumalarıyla geçerdi.
Yaptığımız araştırmalardan öğreniyoruz ki, Eski Cami’nin ünlü hafızı Aksekili Mehmet Efendi, Debreli Adem Efendi, Hadımlı Abdülbaki Efendi, Abdullah Efgani, Mesnevihan İzmirli İsmail Hakkı Efendi ile Papazdan dönme Sabri efendi ikindiden sonra halkımıza dini öğütler verirmiş.[1]
O yıllarda Edirne’ye henüz daha elektrik gelmediği için minarelerde, camilerin içi de kandillere konulan zeytinyağı yakılarak aydınlatılırdı. Mahya ustaları da kandillerle Selimiye Camii’nin minarelerini süslerdi. 11. yüzyıldan itibaren mahya ustaları Hacı Aliş Ağa, oğlu Mustafa, Abdullah Efendi ve 191’de Kadir Efendi olarak bilinmektedir.
Bayram gecesi minareler, dönemin mahyacı ustaları Niyazi Usta ile Muhittin Çavuş tarafından kandillerle tepeden aşağıya kadar aydınlatılırmış. Selimiye Cami minareleri arasında anlamlı vecizelerden oluşan mahyalar ile süslenirmiş. Hele bayram gecesi o dönemin tüm imkânsızlıklarına rağmen minareler tepeden aşağıya kadar kandil ile donatılarak kaftan giydirilirmiş.
Edirne’nin Bulgarlardan geri alındığı günlerde Selimiye Camii’nin dört minaresi de kaftan giydirilmiştir. Muradiye cami kaftanı külahından küpüne kadar olurmuş. Edirne camilerinden mahfuz bayrak şekillerinden pençe, hilal, ekseriya altı köşeli yıldız, kuş, çadır, matrak, kılınç, yumruklu kol, ok, yay, top, gülle, kurt balık, gül, şebboy, lale, köprü, fiskiye şekilleri, besmele, Ya Hannan, çifte Vav, Allah, Ya Allah, Allah Muhammet, Ya Ali, Ya Muhammet Medet, Şefaat, Ya Resulallah, Lailaheillallah gibi yazılar yazılırmış. Gazi Mihal ve Yıldırım gibi tek minareli camilerde minareler bazı mukaddes gecelerde küpeli kandil dedikleri kandillerle süslenmiş. Tek minareli olan Muradiye (Mevlevihane) camiinde de şerefeye bir direk uzatarak mahya kurulmuştur. [2]
Cumhuriyet dönemi Edirne mahya ustaları olarak müezzin İsa Hatipler, mahyacı başı olan İsa Hatipler, Mustafa Hatipler,[3] Mustafa İşlekel, Lütfü Şeremet, Hasan Köylüoğlu, Bahaeddin ve Hüsnü Saçkesen’i sayabiliriz. [4] Günümüzde de milli ve dini günler ile Kırkpınar Yağlı Güreş Festivali gibi özel günlerde Vakıflar Genel Müdürlüğü bünyesinde yetiştirilen mahyacı ustaları tarafından Selimiye Camisine mahya kurulmaktadır.
Bu bağlamda bahar aylarında halk tarafından yetiştirilen Edirne Sümbülü saksı içinde camilere getirilerek konulmaktaydı.
Ramazan ayının önemli unsurlarından biri de sahurdur. Sahur, Ramazan ayında oruç tutanların gün doğmadan önce belirli bir saatte yediği yemektir. Türk dil kurumu yemeğin yendiği vakit olarak da belirtmektedir.
Ev halkının sahur yemeğinin ardından imsak topunun patlamasıyla birlikte oruç yani imsak saatinin başladığı, artık hiçbir şeyin yenilip içilmeyeceği duyurulmaktadır.
Edirneliler sahur vaktine “Temcid” kelimesini de kullanmaktadır. Temcid, birde Tanrı’nın büyüklüğünü ifade etmek için ama yalnız Recep, Şaban ve Ramazan aylarında sabah ezanından sonra cami minarelerinden okunan duaya denilmektedir.
Ramazan’ın ayının ritüellerinden biri de yatsı namazından sonra kılınan teravih namazıdır. Edirne halkı bunu teravi olarak söylemekte ve yazmaktadır.
Teravih, Ramazan’ın ziynetidir. İftarını açtıktan sonra kahvesini içip mahmurluğunu kıran Müslüman camiye koşar ve yatsı namazının ardından yirmi rekâttan oluşan teravih namazını kılmaktadır.
Eski yıllarda teravih namazına gidenlerin evde itibarı artar, harçlıklar daha bol verilirmiş. İftar için sevdiklerine daha çok dikkat edilir. Bayram elbiseleri, ayakkabılar vs. daha özenilerek alınırmış. Hele ağababalar, dedeler, nineler keseciklerinden çil onluklarını, yirmi beşlikleri seçer ve “Benim evladım teravilere de gitti.” diyerek gözyaşları içinde aldıkları hediyelerini sunarlarmış.
Teravih namazından sonra Ramazan geceleri Selimiye, Üç Şerefeli ve Eski Cami kapılarında birer Pazar kurulurmuş. Bilhassa Selimiye kapısında bekleyen yemişçi ve şekerciler çocuklar tarafından büyük ilgi görürmüş. Özellikle 5-6 cm. uzunluğundaki at, denizkızı, horoz şeklindeki içi boş şekerlerin isteklisi de çok olurmuş. Büyükbaba ve babalar teravih namazından sonra da çocukları Karagöz oyun alanlarına götürürmüş.[3]
Ramazan ayına özel yiyeceklerin başında pide gelmektedir. Eve dönüş yolunda fırınların önünde pide alma telaşı yaşanır, herkes sıcak pidesini ev halkına yetiştirmeye çalışır. Susamlı ve yumurtalı oluşuyla farklı bir lezzet sunan Ramazan pidesi, sofraların vazgeçilmezidir.
Edirne’nin kaybolan Ramazan lezzetlerinden biri de “Ramazan Helvası”dır. Bugün bu helvayı yapan kalmamıştır. Ramazan Helvasını en son yapan ustanın yedi yol ağzında bulunan İbrahim ustanın olduğu belirtilmektedir. Şahabettin Paşa Mahallesinde Hastane caddesinde oturan İbrahim ustanın kalfası da bu helvadan evinde yapıp tepsi içinde Arasta çarşısı önünde satmıştır. Ancak ustası kadar başarılı olamamıştır.
Bir diğer unutulmuş lezzet ise “Ramazan Makarnası”dır. Mayalı hamurdan yapılan bu yiyecek, fırında kısık odun ateşinde uzun süre pişirilerek kıtır hale getirilirdi. Beşli veya onlu bağlanarak fırınların camekânlarında satışa sunulur. Yemek olarak hazırlandığında, kırılıp tepsiye yayılır, üzerine et suyu eklenerek geniş bir mangalda yavaş ateşte kaynatılır. Kaynatılırken üstünün kurumaması için kapak konulur. İndirileceğine yakın daha önceden kavrulmuş kıyma dökülür. Son aşamada arzu edilirse üzerine sarımsaklı yoğurt dökülerek servis edilir. Besleyici ve lezzetli bir yiyecek olduğu belirtilmektedir.[4]
Ramazan ayının en kutsal geceleri Kadir ve Bayram geceleridir. Kadir Gecesi’nde bazı camilerde arife akşamında Sakal-ı Şerif ziyarete açılmaktadır. Peygamberimizin tıraş olurken saklanan saç telleri, yeşil bir örtü içinde muhafaza edilerek halkın ziyaretine sunulmaktadır. Selimiye, Üç Şerefeli, Süleymaniye, Defterdar Mustafa Paşa ve Eski Camii gibi camilerde Sakal-ı Şerif’in ziyarete açıldığı bilinmektedir.
Ramazan ayının son günü bayram hazırlığının heyecan ve telaşı vardır. Ev temizliği bir yandan sürerken diğer yandan da bayram yemeği hazırlıkları süregelir.
Bayram sabahı çocuklar için ayrı bir heyecandır. Çünkü yeni alınan bayramlık giysiler karyola veya yastık altında sabahın olmasını bekler. Erkenden kalkılarak bayram için alınan yeni kıyafetler heyecanla giyilir ev halkının erkek bireyleri bayram namazına gider, ardından da mezarlık ziyareti yapılmaktadır.
Camiden eve dönen ailesiyle bayramlaştıktan sonra aile büyüğünün evinde toplanır. Yapılan yemekler sofraya büyük bir özenle konur. Ailenin bütçesine göre yapılan yemekler içinde Edirne’ye özgü “Edirne Ciğer Sarma”, “Elbasan Tava” ve “Kandilli Mantı” gibi geleneksel yemekler tercih edilir. Çocuklar büyüklerin ellerini öpmek için sıraya girer. Sonra da sokağındaki komşuların kapıları çalınır ve bayramlaşma yapılırdı. Kimisi şeker, kimisi mendil, kimisi de para ve mendil verirdi. Çocukluğumuzun bayram heyecanı bir başka olurdu. Tabi ki, bayram sabahı davulcu da kapıları bahşiş için dolaşırken;
Besmele ile çıktım yola,
Selam verdim sağa, sola,
A benim güzel sultanım,
Bayramın mübarek ola.
Manisini söyleyerek bahşişini alırdı.
Bayram parasını toplayan çocuklar soluğu Selimiye Camii etrafında kurulan bayram yerine gider ve burada paralarını harcardı. Şimdi artık bayram günleri, ailelerin yurtiçi ve yurtdışı seyahat planlarının yapıldığı günler haline gelmiştir. Böyle olunca da bu gelenekler unutulmaya yüz tutmuştur. Telefon ile konuşarak veya mesajlaşarak bayramlaşma yaygınlaşmıştır. Çocuklarımız gelecekte bayramlaşma geleneğini nasıl uygulayacaktır bilinmez!
Gelişen bilgi teknolojileri insanoğlunun toplumsal yaşamında bazı değişimleri beraberinde getirirken, yüz yüze birlikteliği, dolayısıyla sosyal yaşamını da etkilediği muhakkaktır.
Bu bağlamda Edirne’nin eski yıllarında halkla bayramlaşarak bahşiş toplayan bir grup daha vardır. O da itfaiye erleriymiş. Bayramın ilk günü öğlene doğru veya öğleden sonra şehrin itfaiye erleri bir koca tablayı bir sırığın ucuna çakar, üstüne şeker ile doldururmuş. Sonra da renkli bez ile örterek mahalleleri dolaşır ve ev sahiplerine şeker ikram eder, bayram bahşişi toplarlarmış.[5] Onların gezmeleri gayet sessiz sedasız olurmuş.
Edirne’nin eski Ramazanları, sadece ibadetle değil, aynı zamanda kültürel zenginlikleri ve toplumsal dayanışmasıyla da hatıralarda yer edinmiştir. Günümüzde bazı gelenekler unutulmuş olsa da, Ramazan’ın ruhu hala yaşamaya devam etmektedir.
Okurlarımız başta olmak üzere tüm Müslüman aleminin mübarek ramazanı kutlu olsun.
Kaynakçalar:
[1] Demiray, Ekrem (1948) 1904’de Edirne’de Ramazan.- Damla Dergisi, 15 Aralık 1948, Sayı: 9, s.140.
[2] Ünver, A. Süheyl (2021) Mahya ve Mahyacılık.- Ord. Prof.Dr.A.Süheyl Ünver’in Kaleminden Edirne, Yay. Haz.: Ender Bilar, kitabının içinde (s.66-68) İstanbul: Hiperyayın No:834, s.;417.
[3] Ataktürk, Ar. Rıza (1986) Teravih, Edirne Gazetesi, 13 Mayıs 196, s.2.
[4] Ataktürk, A. Rıza (1986) Ramazana mahsus yiyecekler, Edirne Gazetesi, 29 Mayıs 1986, s.2.
[5] Ataktürk, A. Rıza (1986) Ramazan Gülleri, Vatandaş Gazetesi, 17 Mayıs 1986, s.2
Bir yanıt yazın