MESELE KIRKPINAR’DA MEKÂNIN HAFIZASI

Ender Bilar2026-01-09T13:34:47+03:00

Hiç düşündünüz mü, bir şehrin sesi nasıl duyurulur? Ya da bir geleneğin kalbi nerede atar? İşte Edirne’nin kalbi, her sene Sarayiçi’nde, Kırkpınar er meydanında atar. Buradan yükselen ses de dünyanın dört bir yanındaki güreşseverlere ulaşır.

Nasıl ki insan ruhu duygularla, anılarla ve değerlerle şekilleniyorsa; şehirlerin ruhu da aynı şekilde oluşur. Bir şehrin ruhunu tarihinden mimarisine, musikisinden edebiyatına, yetiştirdiği insanlardan folkloruna kadar pek çok unsur besler. Kentin kültürel kimliği de bu şekilde oluşur.

Eğer bu değerleri kaybedersek, elimizde sadece taş yığınlarından ibaret bir boşluk kalır. Ve hiçbir taş, yitip giden bir geleneğin yasını tutamaz; onu yaşatamaz. Çünkü kentleri geçmişten günümüze yaşatan ve anlamlandıran, insanların yaşam kültürleriyle geleceğe taşıdıkları miraslarıdır.

Yağlı güreş ve Kırkpınar Yağlı Güreşleri yalnızca bir spor dalı değildir; yağlı güreşin çevresinde şekillenen köklü bir kültürel bütünlüğün yaşayan bir temsilidir. Bu bağlamda yağlı güreş, sadece bedenlerin mücadelesi değil, geçmişten bugüne aktarılan güçlü bir kültür zinciridir. Bu zincirin en özel halkası ise Kırkpınar’dır. Çünkü Türkiye’nin Başpehlivanı, Edirne Sarayiçi Er Meydanı’nda belirlenmektedir.

Kırkpınar Yağlı Güreşleri, Osmanlı’nın Rumeli’ye geçişinde yaşanan destansı bir efsaneden doğmuştur. 1361 yılında Edirne’yi fetheden I. Murat Han’ın emriyle fethin ardından başlatılan bu kültürel miras, yalnızca Edirne’nin değil; başta Türk milleti olmak üzere tüm insanlığın ortak değeridir. İşte bu nedenledir ki UNESCO, Kırkpınar Yağlı Güreş Festivali’ni yalnızca bir spor etkinliği olarak değil, asırlardır süregelen insanlığın somut olmayan kültürel mirası olarak tescillemiştir.

Kırkpınar Efsanesini canlandıran görsel yapay zeka ürünüdür.

Tarihinde kırk yiğidin kahramanlığını ve Edirne’nin fetih ruhunu barındıran Kırkpınar Yağlı Güreşleri; geleneksel Türk sporunu, edep, erdem, sabır ve saygı gibi toplumsal değerlerle birlikte yaşatan eşsiz bir kültürel mirastır.

Osmanlılar tarafından 1361 yılında fethedilen ve 1922’de Kurtuluş Savaşı sonunda düşman işgalinden kurtarılan Edirne, bugün Yunanistan sınırları içinde kalan Semavine er meydanında başlayan bu köklü geleneği, 1924’ten itibaren Sarayiçi olarak adlandırılan Edirne Sarayı’nın bitişiğindeki Has Bahçe’de yaşatmayı sürdürmektedir.

Edirne Sarayı’nın tekrar ihya edilmesi çalışmalarıyla birlikte UNESCO’nun Somut Olmayan Kültür Miras Listesinde yer alan Kırkpınar Yağlı Güreş Festivali’nin bir asrı aşkın süredir sürdürüldüğü makamından başka bir alana taşınacağı söylentileri artık bir projeye dönüştüğü görülmektedir.

Edirne Sarayı’nın yeniden ihya edilmesine yönelik çalışmalar elbette büyük önem taşımaktadır. Ancak UNESCO Somut Olmayan Kültürel Miras Listesi’nde yer alan Kırkpınar Yağlı Güreş Festivali’nin, bir asrı aşkın süredir gerçekleştirildiği Sarayiçi Er Meydanı’ndan başka bir alana taşınmasının gündeme gelmesi, ciddi bir kültürel erozyon riski doğurmaktadır. Çünkü Kırkpınar’ı anlamlı kılan unsur yalnızca güreşler değil; bu geleneğin aynı mekânda, aynı ritüellerle ve kesintisiz biçimde yaşatılmış olmasıdır.

Edirne Gazetesi, 3 Mayıs 1899, Sayı:960, s.1

Nitekim Sarayiçi’nde yer alan Has Bahçe, Osmanlı döneminde de padişahların halkla buluştuğu; güreşlerin, ok atışları gibi spor faaliyetlerinin ve sosyal-kültürel etkinliklerin gerçekleştirildiği bir alan olarak kullanılmıştır.

Bununla ilgili belgeler arşiv kayıtlarında yer almaktadır.  Nitekim 3 Mayıs 1899 tarihli Edirne, 9 Eylül 1908 ve 29 Haziran 1909 tarihli Yeni Edirne Gazetelerinde bunun örnekleri yer almaktadır. Dolayısıyla Kırkpınar’ın 1924 yılında burada başlatılarak sürdürülmesi bir tesadüf değil, tarihsel sürekliliğin doğal bir sonucudur.

Kültür, mekânın biçimlenmesinde temel bir belirleyici olarak ortaya çıkarken; mekân da kültürel değerlerin korunması, yaşatılması ve kuşaktan kuşağa aktarılmasında etkin bir araç işlevi görmektedir.

Kültürel mirası korumak, onu yalnızca başka bir yere taşımakla değil; hafızasını, mekânını, ruhunu, kimliğini ve ritüellerini birlikte yaşatmakla mümkündür. Yüzlerce yıldır değişmeden süregelen geleneksel kuralların hiçe sayılarak yerlerine yeni uygulamalar getirilmesi, yağlı güreş kültürünün giderek aşınmasına yol açmıştır. Gelenek ve göreneklerin göz ardı edilmesi, yalnızca bu kadim sporun özünü zedelemekle kalmamış; aynı zamanda millî duyguların yara almasına da kapı aralamıştır.

Edirne Sarayı’nın ihyası sürecinde de benimsenmesi gereken yaklaşım tam olarak budur. Kırkpınar gibi yaşayan ve UNESCO Somut Olmayan Kültürel Miras Listesi’nde yer alan bir dünya mirasını tarihsel bağlamından koparmak, sadece geçmişe değil, geleceğe karşı da büyük bir sorumsuzluktur. Böylesi bir miras, ancak ait olduğu mekânla, tarihsel sürekliliğiyle ve taşıdığı kültürel ruhla birlikte korunabilir.

Unutmamak gerekir ki UNESCO yalnızca tescil eden bir kurum değildir. Aynı zamanda koruyan, izleyen ve gerektiğinde müdahale eden uluslararası bir yapıdır. Dolayısıyla Kırkpınar’ın yerinin değiştirilmesi, makamsal bir kopuş yaratacak ve uluslararası sözleşmelerin ruhuna açıkça aykırı bir durum ortaya çıkaracaktır.

UNESCO’nun yakın süreçte sözleşme koşullarına uymadığından Umman’daki Arap Oryx Koruma Alanı ve Dresden Elbe Vadisi ile Liverpool’un tarihi merkezi ve liman bölgesini Dünya Kültür Mirası Listesinden çıkardığını da unutmamalıyız.

Dolayısıyla Kırkpınar Yağlı Güreş Festivali, bir asrı aşkın süredir sürdürüldüğü Sarayiçi alanından koparılamaz. Çünkü Kırkpınar artık dünyanın kültür mirasıdır. UNESCO Somut Olmayan Kültürel Miras Listesi’nde yer almasının en önemli nedenlerinden biri de bir asırdır aynı mekânda sürdürülebilir olmasıdır.

Edirne Belediye Başkanlığı tarafından “Kırkpınar Er Meydanı Yenilenme Projesi” hazırlanmış; bu proje 2017 yılında Kalkınma Bakanlığı’nın devlet yatırım programına resmî olarak alınmış ve Kırkpınar Er Meydanı, 25 yıllığına şartlı olarak Gençlik ve Spor Bakanlığı’na tahsis edilmiştir. Hazırlanan proje, hem ilgili bakanlık hem de federasyon tarafından uygun bulunmuştur.

Ancak geçen süre içinde bu proje rafa kaldırılmış ve er meydanının Sarayiçi alanından çıkarılması yönünde görüşler ortaya atılmıştır. Proje incelendiğinde, Er Meydanı’nın Kırkpınar’a ve güreşen kırk yiğide ithafen tasarlanan 40 çadırın bir araya getirilmesiyle oluşturulduğu; güreşen iki insan figürünün soyutlanarak çadır ve kispet imgelerinin öne çıkarıldığı, çatı ve cepheye  PTFE özel tekstil cephe kaplama uygulanacak olması, tarihsel geleneği yaşatan özgün bir mimari anlayışın benimsendiğini göstermektedir.

Bugün Sarayiçi olarak anılan ve geçmişte Hasbahçe adıyla bilinen alanın doğal zenginliğinin korunması, geyik beslenmesi ve fuar alanı olarak kullanılması planlanıyorsa, kültürel mirasın bu alandan kaldırılmasını gerekli kılan düşünce nedir? Oysa Er Meydanı’nın yenilenmesi sürecinde yapılacak tasarım, gerekli düzenlemelerle bu projeleri de kapsayacak biçimde genişletilebilir.

Dolayısıyla Er Meydanı yerinde yenilendiğinde, alanın yağlı güreş eğitim merkezi, Kırkpınar Yağlı Güreş Festivali Müzesi ve çeşitli kültürel–sportif etkinliklere ev sahipliği yapan; doğa, tarih ve kültürü bir araya getiren yaşayan bir merkez hâline gelmesi mümkün olacaktır.

Unutulmamalıdır ki, geçmişte kişisel ve siyasi çıkarlar uğruna Kaleiçi semtindeki tarihî konakların yok edilmesine nasıl seyirci kalındıysa, bugün de kentimizi temsil eden UNESCO Dünya Mirası alanlarını tehdit eden unsurlara benzer şekilde kayıtsız kalınmaktadır.

Selimiye Camii restorasyonu sürecinde yaşananlar karşısında yeterli tepki verilememesi ve Balaban Paşa Mescidi’nin tescilli alanından alınarak eski elektrik fabrikası önüne taşınması açık örneklerdir. Edirne Şehir Stadyumu ile ilgili süreci de unutmayalım.

Sonuç olarak, Kırkpınar Yağlı Güreş Festivali de zamanın ruhu; geçmişin erdemlerini bugünün bilinciyle yoğurup geleceğe taşıma sorumluluğudur. Bu ruh, er meydanında ter döken her bir pehlivanda, yükselen her alkışta, tutulan her peşrevde ve seyircinin yüreğinde yeniden hayat bulmaktadır.

Bir asrı aşkın süredir cazgırların salavatları eşliğinde Sarayiçi er meydanına salınan pehlivanların peşrevleri ve oyunları; davul-zurnanın coşturan ezgileri ve güreşseverlerin alkışlarıyla birleşerek yalnızca bir güreşi değil, bir milletin tarih, kimlik ve hafızayla yoğrulmuş kültürel mirasının kendi mekânında sürdürülebilirliğini sağlamaktadır.

Kültürel mirasın korunması, yalnızca geçmişi muhafaza etmek değil; kimlik inşasını güçlendiren ve kolektif belleği gelecek kuşaklara aktaran bir sorumluluktur. Bu nedenle kültürel mirasın ve hafıza mekânlarının korunmasına yönelik bilinçli politikalar geliştirilmesi, toplumların geçmişle bağlarını sürdürmesini ve tarihsel sürekliliğin güvence altına alınmasını sağlar.

Kırkpınar gibi asırlık bir geleneği yaşatmak, yalnızca geçmişten bugüne aktarmak değil; onu kendi tarihsel mekânı ve hafızasıyla birlikte geleceğe taşıma sorumluluğunu da üstlenmektir. Bu sorumluluğu hep birlikte akıl, emek ve vicdanla taşımak zorundayız. Gerekirse Yaşayan Kırkpınar’ın taşınmaması için bilimsel, idari, hukuki ve kültürel mücadele verilmelidir.

Mesele 30, 100, 1000 metre ileriye taşıma meselesi değildir.

Mesele; kültürel hafızaya sahip çıkma bilinci ve sorumluluğudur.

 

Ender BİLAR

 

Not: Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu usullerine göre alıntı yapılabilir.

Kaynaklar:
1-Bilar, Ender (2017) Kırkpınar Yağlı Güreşleri Festivali Almanağı cilt:1.- Edirne: Edirne Belediye Başkanlığı Yayınları, No:28.
2-Bilar, Ender (2024) İnsanlığın Somut Olmayan Kültürel Mirası: KIRKPINAR .-İstanbul: Hiperyayın,2024. 355 s.:fotoğ.,çizim, belge;21 cm.-(Hiperyayın, 1093. Araştırma-inceleme)
3-Bilar, Ender (2025) Yağlı Güreş ve Kırkpınar Yağlı Güreşlerinde Gelenekselliğin Korunması ve Sorumluluğu” Paneli Açış Konuşması, 16 Mayıs 2025, Edirne Belediyesi Atatürk Kültür Merkezi-Edirne.
4- Güven, Özbay (2025) Yağlı Güreş ve Kırkpınar Yağlı Güreşlerinde Gelenekselliğin Korunamaması ve Sorumluluğu.- Yağlı Güreş ve Kırkpınar Yağlı Güreşlerinde Gelenekselliğin Korunması ve Sorumluluğu Paneli, 16 Mayıs 2025, Atatürk Kültür Merkezi-Edirne
5-Tayanç, M., & Kaya, N. (2025). Mekân ve Bellek Perspektifinden Türkiye’de Kültürel Miras ve Toplumsal Hafıza. Fikriyat, 5 (1), 56-65. https://doi.org/10.61960/fikriyat.1637754                                                                                             
6- Edirne Gazetesi, 3 Mayıs 1899, Sayı:960, s.1             
7-UPA KENTSEL PLANLAMA MİMARLIK A.Ş Arşivi

Bu gönderiyi paylaş

Facebook Twitter LinkedIn E-posta Naber

Bir yanıt yazın Yanıtı iptal et

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir


ReCAPTCHA doğrulama süresi sona erdi. Lütfen sayfayı yeniden yükleyin.

Son Yazılar

  • MESELE KIRKPINAR’DA MEKÂNIN HAFIZASI
  • “Yeni yıl hediyen Edirne olsun” kampanyası
  • HEYKELTRAŞ TANKUT ÖKTEM VE KIRKPINAR ANITI HEYKELİ
  • TARİHİN UYARISI, BUGÜNÜN SINAVI: SELİMİYE CAMİİ
  • Makedonya “Saat” Kulesi’nde beş yıllık bekleyiş

Son yorumlar

  • YAĞLI GÜREŞ VE KIRKPINAR YAĞLI GÜREŞLERİNDE GELENEKSELLİĞİN KORUNMASI VE SORUMLULUĞU PANELİ AÇIŞ KONUŞMASI – ENDER BİLAR için Hakan TUNA
  • CUMHURİYETİN 102. YILINDA CUMHURİYET KÜLTÜRÜ için Volkan
  • EDİRNE’NİN ŞEHİR TARİHİNDE YAŞANILAN DEPREMLER için Gerçekten Unutmadık mı? - Ender Bilar - Kişisel Web Sitesi
  • YAŞAYAN EFSANE KIRKPINAR’IN UNUTULAN DEĞERLERİ için Hakan Subaşı
  • EDİRNE’NİN ŞEHİR TARİHİNDE YAŞANILAN DEPREMLER için EDİRNE DEPREM İÇİN GÜVENLİ LİMAN MI? - Ender Bilar - Kişisel Web Sitesi

Sosyal Medya

Facebook Twitter Instagram Linkedin

Kategoriler

  • Blog Yazıları
  • Basından
  • Videolar
  • Kitapları
  • Makaleleri
  • Fotoğraflar
  • Bildileri
  • Ödül ve Başarılar
  • Projeleri
  • Genel

  • Hayatı
  • Yayınları
  • Projeleri
  • Fotoğraf ve Videolar
  • Aldığı Görevler
  • Basından
  • Ödül ve Başarılar
  • İletişim ve Linkler

Enderbilar.com © Copyright 2021. Tüm Hakları Saklıdır.