Pencere mi Çamurlu, Yoksa Işığın Yönü mü Değişti?
UNESCO’nun İnsanlığın Somut Olmayan Kültürel Miras Listesi’nde yer alan Kırkpınar Yağlı Güreş Festivali’nin ağası Sayın Ufuk Özünlü’nün basın bülteninde kullandığı “Senin Penceren Çamurluysa Sen Güneşi Karanlık Görürsün!” başlığı güçlü bir metafor içermektedir.
Elbette niyet, perspektif ve duruş belirleyicidir. Ancak bazı meselelerde sorun pencerenin temizliği değil, manzaranın değişip değişmediğidir.
“Kırkpınar’a gelenek değil, gelecek meselesi olarak bakıyoruz” sözü de ilk bakışta vizyoner bir yaklaşım sunmaktadır.
Doğrudur: 664 yıllık bir miras yalnızca geçmişe yaslanarak yaşayamaz. Genç kuşaklara ulaşmalı, gelişmeli ve dünyaya açılmalıdır. Değişim kaçınılmazdır. Ancak bugün tartışılan şey değişimin varlığı değil, yönüdür.
Geleceğe Taşımak Ne Demektir?
Kırkpınar’ı geleceğe taşımak adına atılan yapıcı adımları da teslim etmek gerekir. Türkiye’de yağlı güreş alanında gerçekleştirilen ilk kapsamlı sayısallaştırma çalışması, Edirne Belediye Başkanlığı bünyesinde, 2013–2015 yılları arasında Ender Bilar’ın proje yürütücülüğünde hayata geçirilen “Kırkpınar Yağlı Güreş Festivali Sayısallaştırma Projesi” dir.
Mayıs 2014’te kurulan “Kırkpınar Yağlı Güreş Festivali Bilgi ve Dokümantasyon Merkezi”, yalnızca bir arşiv değil; geleneğin hafızasını koruma iradesinin somut bir göstergesidir. Ender Bilar tarafından hazırlanan “Kırkpınar Yağlı Güreş Festivali Almanağı 1-3 cilt, (1361–2017)” da bu hafızayı yazılı ve kurumsal zemine taşıyan kıymetli bir çalışmadır.
UNESCO’nun Somut Olmayan Kültürel Miras Sözleşmesi’nin temel vurgularından biri, kültürel mirasın belgelenmesi ve sürdürülebilirliğinin sağlanmasıdır. Bu tür çalışmalar, geleneği modern araçlarla korumanın mümkün olduğunu göstermektedir. Değişim, kimliği silmeden de gerçekleştirilebilir.
Uluslararası Vizyon ve Temsil Sorunu
Türkiye Geleneksel Güreşler Federasyonu Başkanı İbrahim Türkiş ile Kırkpınar ağasının birlikte, Kırkpınar’ın değerini uluslararası arenada anlatmak amacıyla İsviçre’de Uluslararası Güreş Birliği Başkanı’nı ziyaret etmesi elbette kıymetli ve önemli bir girişimdir. Ancak Kırkpınar’ı düzenleyen kuruluşun bu temaslarda temsil edilmemesi dikkat çekicidir. Eğer belediye davet edildiği halde katılım sağlamadıysa, bu durum düzenleyen kurumun Kırkpınar’ın uluslararası vizyonuna yaklaşımının sorgulanmasına yol açabilir.
Katılım ve Yapısal Dönüşüm
Ancak son yıllarda yapısal bazı değişiklikler dikkat çekmektedir. Sarayiçi Er Meydanı’nda 2022 yılında 2.475 olan katılımcı pehlivan sayısının 2025 yılında 762’ye düşmesi önemli bir veridir. Bu düşüş, lig puan sistemine bağlanan ve katılımı sınırlayan yeni yapının sonucudur.
Burada mesele yalnızca bir rakam değildir. Kırkpınar’ın tarihsel karakteri “açık meydan” kültürüne dayanır. Her yiğidin kispet kuşanarak er meydanına çıkabildiği bir gelenek, katılımın yapısal olarak daralmasıyla birlikte farklı bir organizasyon modeline evrilmektedir.
Puanlama sistemine ilişkin düzenlemeler ve yağlı güreşin minder güreşi uygulamalarıyla eşleştirilmesi gibi adımlar, konunun uzmanlarıyla kapsamlı biçimde tartışıldıktan sonra hayata geçirilmelidir.
Bu bir modernleşme tercihi olabilir. Ancak bunun, geleneğin temel kodlarını nasıl etkilediği tartışılmalıdır.
“Yağlı Güreşin Olimpiyatı” Söylemi
Kırkpınar’ın “Yağlı Güreşin Olimpiyatı” olarak tanımlanması da dikkat çekicidir. Olimpiyatlar, kendi alanlarında en geniş katılıma sahip organizasyonlardır. Katılımın belirgin biçimde sınırlandığı bir yapıda bu niteleme, tanımlayıcı olmaktan çok güçlü bir benzetme olarak kalmaktadır.
Burada sorun benzetmenin kendisi değil; söylem ile uygulama arasındaki mesafedir.
Kırkpınar Nedir?
Kırkpınar sadece bir spor müsabakası değildir.
- Tarihsel Sürekliliğe Sahip Bir Kültürel Gelenektir.
Yüzyıllardır kesintisiz devam eden yapısıyla Osmanlı’dan günümüze taşınmış, Türk kültürünün ve UNESCO tarafından da tescillenmiş Somut Olmayan Kültürel Mirasın yaşayan bir temsilidir. - Kültürel Kimlik, Ritüel ve Sembol Düzenidir.
Cazgır duası, kispet, yağlanma ritüeli, davul-zurna eşliği ve unvan sistemiyle bütünlüklü bir törensel yapı oluşturur; bu yapı kültürel kimliği görünür ve aktarılabilir kılar. - Mekânsal Hafıza Üreten Bir Er Meydanıdır.
Aynı mekânda tekrar eden ritüeller aracılığıyla er meydanı, sıradan bir fiziksel alan olmaktan çıkar; kolektif belleğin ve tarihsel sürekliliğin taşıyıcısına dönüşür. - Simgesel Hiyerarşi ve Onur Alanıdır.
Başpehlivanlık yalnızca sportif bir başarı değil; onur, itibar ve simgesel sermaye üreten toplumsal bir statüdür. - Toplumsal Kimlik ve Aidiyet Üretir.
Katılımcıları ve izleyicileriyle birlikte yerel ve ulusal ölçekte ortak bir kültürel bilinç ve aidiyet duygusu inşa eder.
Kispet, cazgır duası, davul-zurna, ağa geleneği, Sarayiçi’nin dili ve sembolleri ile birlikte bir kimlik oluşturur. Bu unsurların her biri, geleneğin taşıyıcı kolonlarıdır.
Sarayiçi ve Er Meydanı yalnızca fiziksel alanlar değildir; yüzyılların biriktirdiği hatıranın mekânlarıdır. Mekân değiştiğinde yalnızca zemin değişmez; hafıza da yerinden edilir.
Bu tarihî hafızaya ilk sahip çıkması gereken kişi ise geleneğin hamisi olan ağadır. Çünkü ağa bir organizasyon yöneticisi değil, bir temsilcidir.
Hizmet ve Hafıza
Er Meydanı’ndaki soyunma odaları ve tuvaletlerde yapılan yenileme çalışmalarının kıymeti elbette teslim edilmelidir. Ancak bir asırdır “Pehlivan Kapısı” olarak anılan kapıya bireysel bir ismin yazdırılması, kamusal hafıza açısından tartışmaya açıktır.
Bu bir tabela meselesi değildir. Bu, kimliğin nasıl korunacağı meselesidir.
Kırkpınar’da hizmet, kişisel hatıralara değil; ortak hafızaya yazılmalıdır. Tarihî ve kamusal bir sembolün, geleneğin tarihsel sürekliliğiyle doğrudan ilişkilendirilemeyen bir isimle anılması, müşterek ruhla örtüşmemektedir.
Son Soru
Eğer bir karanlık görülüyorsa, bu her zaman bakış açısının kusuru değildir; bazen mesele ışığın yönüdür.
Asıl soru şudur:
Biz Kırkpınar’ı büyütüyor muyuz, yoksa onu dönüştürerek başka bir organizasyona mı evriliyoruz?
Kırkpınar’ın geleceği; onu başka modellere benzetmekte değil, kendi kimliğiyle, kendi mekânıyla ve kendi sembolleriyle yaşatılmasındadır. Değişim mümkündür. Ancak kimliği koruyarak.
Çünkü mesele pencerenin temizliği değil, manzaranın aynı kalıp kalmadığıdır.
Kırkpınar’ın meselesi karanlık görmek değil; ışığın nereden tutulduğunu bilmektir.
Ender Bilar
Bir yanıt yazın